26 Ocak 2008 Cumartesi

sin palabras

19 Ocak 2008 Cumartesi

hakikaten "ne olmustu?"

oncelikle bir buraya bakiniz.
elvan'in bu notunu cok onemsedim ben. cunku hakikaten cizgiler cok sey anlatiyor orada. "ne olmustu" sorusunun cevabini bir cirpida veriyor. 19 ocak'ta ne olmustu biliyor musunuz? turkiye'nin sevimsiz tarihinin tekerruru yasanmisti bir kez daha halaskargazi caddesi'nin oralarda bir yerlerde. metin'i oldurenler oldurmustu hrant'i da. ya da bunun gibi bir sey iste...

pekiyi o 19 ocak'tan bu 19 ocak'a neler oldu? o sorunun cevabi daha da basit aslinda. koskocaman bir hic; agos'un mahalle bakkalarinda standlara cikmasinin disinda. ha bir de beyaz bere bir hayli moda oldu ulkede. "bir bebekten bir katil yaratan zihniyet"in gun gectikce guclendigini gorduk hatta. o bebeklerin sayisinin azalmasini beklerken herkes, yarattiklari populariteye ozenip ogun gibi yasin gibi meshur olmak isteyen baska bebekler de turedi hatta. sarkili turkulu klipler yapildi, youtube'den hep beraber izledik. "biz"ler ise hrant olduk, ermeni olduk, adalet aradik. resimlerimizi karartir, facebook'ta statumuzu degistirir ve hatta tam da su an okudugunuz yazi gibi yazilar yazar olduk. bir gece once taksim'de gobecikler atarken ertesi gun agirbasli yaslar tutacak kadar bilinclendik. kendimizle gurur duyduk.

pek cogumuzun aksine hrant degilim bugun, o kadar buyuklenecek kadar kaybetmedim kendimi henuz. ne yaptim ki bugune kadar "ben de hrant'im" diye boburleneyim ortalikta? rakel ya da aret de olamam. hele ki sera, delal ve ararat'in yerine kendimi hic koyamam, onlarin acisini hic anlayamam. evimin salonunda tek basima oturup onlarin acisini cekmiyorum ben, kendi acimi cekiyorum.

sevmiyorum galiba ben kitleleri, kitlelerin kitlesel tepkilerini. kollektif masalara vurulan kollektif yumruklarin ozundeki muhafazakar birlik duygusundan korkuyorum. kitlelerin burundugu "biz" hissiyatinin "onlar"i dislayan yapisindan korkuyorum. baskalarinin yarattigi muhayyel cemaatleri protesto ederken kendi muhayyel cemaatlerimizin korlestirici etkilerine kapilmaktan korkuyorum. bir guvercinden daha urkek, cok daha tedirgin.

su an saat neredeyse 3, ve ben biliyorum ki en mukaddes "biz" bile "onlar"dan daha kıymetli degil...

not: buraya gulumseyen bir hrant fotografi eklemek istedim, o fotografi bulmak o kadar zor oldu ki...

16 Ocak 2008 Çarşamba

some woman's land

oncelikle, "no man's land"e ithafen...

tarafimi sectim (nokta) aslinda uzun zaman once secmistim tarafimi da hic bu aksamki "tarafsiz bolge"yi izledigim kadar sinirlenip de kesin ve keskin bir tavra burunmemistim. buradan duyuruyorum efendim, basimi kapatmaya karar verdim. sokaklarda insanlar beni basim acik, askili elbisemle gezerken gorduklerinde "bu" taraftan değil de "diğer" taraftan oldugumu zannetmesinler istiyorum artik.

evet basortusu artik benim icin siyasi bir simgedir, tavrimi ortaya koymanin araci haline gelmistir. kendilerine ait sebeplerle basini ortup "siyaset yapmak"la elestirilen butun kadinlardan ozur dilerim. belki de benim gibiler yuzunden sizin de adiniz kotuye cikti bu ulkede ama evet siyaseten basortuluyum artik, hatta turbanliyim, hatta sikmabasliyim, boynumu da kapatiyorum ve hatta kafama da bone de takiyorum ki bir tel bile gorunmez olsun.

illa ki zorlanirim, illa ki anlasilmaz derdim, illa ki anlatamam ne hissettigimi. ama karar verdim. az ya da cok, er ya da gec. isiklari bir kez sondurup yakalim, eee-veeet kapatiyoruz arkadasiiim

3 Ocak 2008 Perşembe

magden dagi dumandir

perihan magden'i sevmem ben. radikal'de ona gelene kadar okuyacak bir suru kose bulurum kendime. kitaplarini alirim, okurum ama gonulsuzce, gundemden geri dusmemek icin belki de. o yuzden bu asagidaki perihan magden yazisini da ben kesfetmedim; kuzu etti. sonra kuzu yaziyi post etti. su nerede? inek icti. inek nerede? daga kacti. dag desen zaten erozyon kurbani... biz de bu yazinin kurbani olduk cevremizdeki muhtelif tek cocuklarla birlikte... virgulune bile dokunmadan...

Tek çocuklar

Perihan Mağden

TEK ÇOCUKLAR kaynakları/hacimleri/mekânları/
zamanları paylaşmayı bilmezler.
Zira bunları öğrenmeleri gerekmemektedir.
Tek bildikleri/öğrendikleri Kendi Kendine Olma/Yetme Sanatı'dır.
Yalan söylemeyi de bilmez ve hayatlarının sonuna kadar doğru dürüst/dört dörtlük öğrenemezler.
Pratik eksiklikleri üstlerinden başlarından dökülür. Yalan söylüyorlarsa, bi ellerine bayrak alıp 'Yalan söylüyorum ve Beceremiyorum!' diye bağırmadıkları kalır. O denli belli olur yani: Egzersiz Eksikliği!
TEK ÇOCUKLAR hiçbir şeyi paylaşmayı öğrenmek durumunda kalmadıkları için, paylaşmaları 'gerektiğine' inandıklarında, haddinden fazla paylaşımcı kesilirler.
Aynen sabrı öğrenmeleri gerekmediği için; temelde son derece sabırsız olabilmelerine imkân tanındığı için, gereksiz zamanlarda inanılmaz sabırlı olabildikleri gibi. Birer Sabır Taşı'na büyük bir inatla dönüşebildikleri gibi.
Madden ve manen cömertliğin sınırlarını da ihlâl edebilirler. Zira hiçbir zaman saklamayı/cimrilenmeyi/tutmayı adam gibi öğrenmemişlerdir. Öğrenmeleri gerekmemiştir.
Gündelik hayatın normal komünikasyon yöntemlerine de: kıvırmaya/idare etmeye/manipüle etmeye/zamana yaymaya, yabancıdırlar.
Zira bir nevi doğal 'yaban'dırlar.
Tüm bu eksikliklerini, Temel Sosyalleşme Teknikleri'ni/Taktiklerini sağlayabilmek için bildikleri yalnızca bir yol vardır:
İnsan tavlamak. Anneleri babaları onlara daima 'tav' olmuştur. Âlemin de böyle işlediğini varsayarlar.
Sınırsız gözükebilen flörtçülüklerinin, karşılarındaki 'normal' fanilerde nasıl karşılıklar yaratacağını hiçbir zaman kestiremez, bilemezler.
Zira her nevi 'normal' insan ilişkisi onlar için çokçok bilinmeyenli bir denklem gibidir ve onlar tüm açıklarını yetileriyle/karizmalarıyla/baştan çıkırıcılıklarıyla/samimiyetleriyle kapatmaya koşullanmış gibidirler.
Çok alışkın ve 'evde' oldukları tek kişilik inlerinden çıkınca, 'normal' farz ettikleri ilişki kurma biçimlerinin 'diğerlerine' son derece istisnai/yoldan çıkarıcı/tavlayıcı geldiğini başlarda asla fark edemezler.
Oysa onların daha iyisini bilmedikleri için sergiledikleri olağanüstü samimiyet, esasında fevkâlâde kırılganlığı da beraberinde taşır.
Çok 'doğal' ve 'açık' ve 'tabak gibi ortada' tezahür etmektedirler; zira temel yıllarından gelen bir başka çocuklarla eğitilme/eşitlenme/yola getirilme eksikleri oldukları için, diğerleri gibi 'kapalı', 'mesafeli', 'temkinli' kısaca 'normal' görünmeyi, bilmemektedirler.
BU: Aşırı Samimi Tezahür Etme Hali karşılarındaki insanları hem oyunlarına gelmeye, hem de İlişki Sınırları'nı ihlâl etmeye teşvik eder.
O zaman neye uğradıklarını şaşırır, hayretler ve hatırı sayılır bir tiksinme hali içinde, donakalırlar.
Zira onların samimiyeti, Sınır İhlâlleri'ne açık bir davetiye değil; tam tersine sınırlar onlar için 'normal' fanilerden kat be kat daha mühim olduğu için Oyun Alanlarını İşaret Etme faaliyetidir.
Zira TEK ÇOCUKluklarının tabiatı icabı: güvensizdirler, soğukturlar, 'normallerden' çok çok daha mesafelidirler, kendilerine feci şekilde yetmektedirler ve sosyalleşmek adına gösterdikleri her çaba zaten bir çabalamadır. Sırt üstü eğilmedir. Zordur. Onlara ziyadesiyle zor gelmektedir. Yorucu, hatta bezdiricidir.
Bu kadar zorlandıkları için de, aşırıya kaçmaktadırlar.
Karşılarındaki İnsanlar'ın bu hazin eforu doğru okuyacağını sanırlar. Herkesten daha fazla mesafeye ve alana ihtiyaçları olma hallerini, sahiciliklerinin hüznüyle ortaya koyduklarını sanırlar.
Aşırı çaba gösterdikleri için, muhakkak anlaşıldıklarını sanırlar. Yalanları olmadığı için, çok açık anlattıklarını-
Oysa karşılarında gördükleri yalnızca ciddi Sınır İhlâlleri'dir.
En istemedikleri! En korktukları!
Kâbusları! Dayanamadıkları!
Bu ihlâller karşısında neye uğradıklarını şaşırır, yanlış anlaşılmalarının kendi ilişkilenme yöntemlerinin kusurluluğundan kaynaklandığını, tam olarak kavrayamazlar.
Zira onlar 'öyledirler'. 'Öyle kabul edilmeleri' gerekmektedir. Başka çocuklarla büyümedikleri için, bunun böyle olamayabileceği/üstelik de çoğu zaman, ruhlarına dank etmez. Yüzde yüz kabul ve anlaşılma/anlama eforu 'normallerin' normları arasında değildir.
Afallar, üzülür, kırılır Sınır İhlâl Edenler'den ne kadar bunaldıklarını düşünüp onları ebediyete kadar Unutulanlar Vadisi'ne fırlatıp evlerine/inlerine/kendilerine kaçmak isterler.
İnsanları elde etmek taarruzları ne kadar şiddetliyse, kaçma pratikleri ve arzuları da o kadar güçlüdür.
Kısacası: onlar en iyi kaçmayı bilirler. Sınır İhlâl Edenler'in her nevi reddi, silinmeyi ziyadesiyle hak ettiğini düşünerek.
Üstelik kalpleri kırık.
Ve fakat yeniden yeminli: Kendi 1 başlarına en iyidirler.

baskalari neden bu kadar etkilendi bilemem, benim hassasiyetlerim var bu aralar. olmamam gereken yerde oldum, gormemem gerekeni gordum, yapmamam gerekeni yaptim. belki de bu yuzden hep hatirlamaya mahkumum artik. gozumu her kapattigimda ayni sahneyle karsilasmaya, dudagimin icinde cikan yarayi bir ceza olarak algilamaya, birak unutmayi, birak hatirlamayi, bunlari hic yasamamis gibi davranmaya mahkumum. peki ne zamana kadar gider bu boyle, ne kadar dayanabilirim kusmadan once? bilmiyorum... ama basim agriyor, hem de cok... keske hep tek cocuk olarak kalsaydim, kardes istemiyorum demedim mi ben sana anne??

2 Ocak 2008 Çarşamba

et-mek ya da et-memek

an itibariyle cnbc-e'de en sevdigimiz amerikan ailesi olan simpson'larin maceralarini izlerken soyle bir gercekle karsilastim efendim. bu cok sevdigimiz aile aslinda alt orta sinifa mensup bir ailedir, hatta ve hatta kimi zamanlar o kadar fakirdirler ki homer ofiste uyduruk alisveris kuponlari yapip onlari kullanmaya falan kalkar. fakat ayni oranda ilginc olan sudur ki bu insanlarin evlerinde buvardaki geyik basindan duvar piyanosuna kadar bir kucuk burjuva evinde bulunan her sey vardir. hatta daha da ilginci bu insanlarin kahvaltilari da aksam yemekleri de her daim mukellefe yakin sofralarda yenmektedir. e bu nasil fakirlik anlamadim ki ben?
ayni sacmalik gazap uzumleri'nde de vardi mesela. joad ailesi baslarini sokacak catilari bile olmayan, hasta olduklarinda icecek ilac bile bulamayan, gunluk kazanip gunluk yiyen, hatta kimi geceler misir ununun icine su karistirip yiyen bir ailedir. hakikaten fakirdirler yani. ve lakin bu ailemizin fertleri uc gun ust uste calisip para kazandiklari vakit hemen gider patates, havuc, kahve ve et alirlar.
simdi ben et yemelerine karsi degilim bu iki ailenin, afiyet olsun. protein tabi lazim. benim anlamadigim nokta su: kardesim et pahali degil mi bu ulkede? yani bir kilo et alacagina ne bileyim uc kilo patates al yarin obur gun de yersin. bugun kazandigin parayi bugun harcayip bitirmek zorunda degilsin ki...
yok anacim yok... bizim atalarimiz boyle miydi? savas zamaninda ayrik otlarini pisirir yerlerdi onlar...

25 Aralık 2007 Salı

o kadar cok uyumak istemek ki alouette'i bile sevebilmek

baslangic noktasi olarak; alouette bir kusun tuylerini yolmakla ilgili biraz sadistce bir fransiz cocuk sarkisiymis efendim. cizgi filmlerde falan illa ki duymuslugunuz vardir zaten cunku her ne kadar fransiz olsa da evrensel bir havasi var. (detayli bilgi icin bkz: alouette) bunun haricinde alouette motorola mpx220 telefonlarda bir melodidir.
bu telefonlarin bu yazi itibariyle bizi ilgilendiren olayi sudur: mpx220'lerde calma melodilerinden herhangi bir tanesini uyandirma alarmi olarak da ayarlanabilir. yakinen gorustugumuz, zaman zaman evimizde yatiya misafirlige kalan ve bizim de bir kac kez evine misafir oldugumuz yakin bir arkadasimizin telefonunun sabah uyandirma alarmi da alouette olarak ayarlanmis ve o kadar bicimsiz zamanlarda o kadar erken bir saatte calip bizleri uyandirmistir ki belli cevrelerde fena halde nefret uyandirmistir. hatta bilenler bilir sabaha karsi 5 civarinda yatilan bir gecede sabahin 8'inde calan telefonu susturmak icin stand by konumundaki televizyonun dugmesine basip kapatmaya bile calismisimdir.
yine ayni ben muzmin sabah uyanamayani olarak son zamanlarda tek telefonu kurmakla yetinemez cunku tek telefonun alarmiyla uyanamaz oldum. bu yuzden kendi mpx220'min alarm hizmetinden de yararlanir oldum, melodimiz tabii ki alouette. sonucta o kadar kotu ki o melodiyle anilarim sinirimden uyuyamiyorum o sesi duydugumda. ya da uyuyamiyordum demek lazim zira dun sabah alouette'ye karsi olan tavrim degisti bir anda.
simdi kolay kolay uyanamiyorum ya, hele ki telefon basucumda falan olunca dugmeye basip uyumaya devam ediyorum. bunu engellemek icin telefonu odanin diger ucuna koydum ki susturmak icin yataktan kalkayim o sirada uykum da dagilsin. peki ne oldu? alouette bir anda kulagima sirin gelir oldu. o kadar ki annemin sesinden ninni dinlermiscesine "ya o kadar da kotu degilmis, hatta guzelmis bile bu melodi" dedim. uyumaya devam da ederdim aslinda ama sirf kalkip kapatmam gerek diye kalktim da kapattim.
pekiyi ben bunlari size neden anlattim? orasini ben de bilmiyorum. ama su kadarini soyleyeyim, uyku hakikaten olumun kardesiymis.

22 Aralık 2007 Cumartesi

200luluk

cook sikildim efendim ben bu basliktaki fenomenden. yani sahsi iliskilerimden falan bahsetmiyorum ondan gectik zaten. kendi durustlugumden bile emin olamadigim anlar varken baskalarini mi dert edineyim kendime? bendeniz an itibariyle daha kamuya acik ikiyuzluluklerden sikayetciyim. soyle ki, nedir ulan bu en son milliyet reklaminin hali boyle?
madde biiiirrrr: ceza denen adam "beyaz hiphopciyim ben, turkiye'nin zencisi de olurum icabinda, kahrolsun bu duzen bu popcular" falan diye hepimize baglama cekerken once pornografik sapli seker reklamlarinda boy gosterdi, simdi de bu. bir de boyle insanin yuzune yaziklar olsun size serefsizler diye bakarak "turkiye sizinle gurur duyuyor" diyor ya hani, yemek masasında izlerken elimdeki catali televizyona firlatmaktan korkuyorum.
madde ikkkkiiii: ulan "bu millyet gazetesi hangi medya grubunundu arkadasim?" diye sormazlar mi insana? (gerci sormaya gerek mi var?) dogan grubu'nun kendi gozundeki copu gormeyip baskasinin gozundekini mertek sanmasina mi takilayim yoksa bu reklami begenip de "bravo vallahi genclere" diye alkis tutanlara mi sasirayim bilemez oldum boylu boyumca.
madde uuuucccc: yok ucuncu madde falan. dagilin hadi...