28 Kasım 2006 Salı

snuff

senaryosunun icinde gercek bir cinayet barindiran filmler de snuff ama benim snuff'im o degil. hani taa osmanli'dan bu yana bu cografyanin insanlarinin keyif verici madde olarak kullandiklari enfiye var ya. ahanda iste bu snuff o snuff. gavurlar boyle adlandiriyorlar bu burna cekilen tutun urununu. hatta isvec'te bunun biraz daha farkli sunulanina snus deniyor ve avrupa birligi ulkelerinde yasak bu zimbirtinin satilmasi ve kullanilmasi. hatta bir donem isvec ve ab arasinda krize mrize bile yol acmis. kesler "birakmayiz biz tutunumuzu" diye tutturmus (biz de kokorecimizi birakmiyoruz ya hani...) sonracigima bir nevi opt-out yoluna gidilmek suretiyle sorun halledilmis falan da filan. (hobaaa canimsin mirkelam... kok kooo reeeccc kokokooooo....) neyse...

konuyu dagitmadan ve ne anlatacagimi unutmadan geliseyim hemen, bu giris -ki yersiz oldu biraz- yeterlidir sanirim. simdi efendim bu snuff kelimesi nereden geliyor dersiniz? evet hemen soyluyorum: sniff... yani ingilizce vb dillerdeki koklama, daha dogrusu burna bir sey cekme sesini ifade etmek icin kullanilan yansima sozcukten. you are sniffing the snuff into your nose yani. buradan yola cikarak sorumu soruyorum: turkce'de nasil ifade ediyoruz biz bu koklama halini? ben aradim aradim bulamadim. haydi bakalim neden yok bu koklama yansimasi bizde? son yillarda biz de sniff'i kullansak da neden mesela mmmm gibi bi lezzet ifadesinin kokusal versiyonu yok. koklamiyor muyuz biz? onemli degil mi kokular bizim icin?

bilakis... kokular cok ama cok ama cok onemli. zira koku en iyi hafiza markoruymus. yani bir kokuyu bir yer ya da kisiyle bagdastirdiysaniz ne zaman o kokuyu duysaniz o kisiyi, yeri ya da olayi hatirlamamaniz cok zormus. banyodaki fisfisli glade'in (mavi olani hem de marine miymis ne...) eski sevgilisinin parfumune benzedigini kesfettigi gunden beri o markayla bagini koparmaya cabalayan bir arkadasin var ornegin. keza bendeniz ne zaman hindistan cevizi kokulu sabunla elimi yikasam ikinci sinif gunlerimi hatirliyorum, tipki ne zaman lavantali palmolive kullansam aklima gokce, superdorm ve birinci sinif anilarimizin gelmesi gibi. ya da emporio armani... white olsun black olsun fark etmez... hatira doludur o parfumun sisesi.

sarkilara yuklenen anlamlar, kokulara yuklenen anlamlar, mekanlara yuklenen anlamlar, yemeklere yuklenen anlamlar... nedir bu sembolizm meraki? nedir bu dis uyaranlar yogunlugu? hayir isin kotusu bu kadar bagdastirici olunca insan her anini gecmiste yasamaya baslamaz mi bir noktadan sonra. hafizayi bu kadar kolay tazeleyen detaylarla cevriliyken etraflarimiz buyuk harfle Kacmak mumkun olabilir mi? her aniyi gittigimiz yere yanimizda goturuyorsak eger bulundugumuz yerden gitmek ne fayda; kendimizi arkada birakamadiktan sonra? biri bizi kendimizden kurtarsin, yoksa duyularimizi aldirmak zorunda kalabiliriz... hem de acilen

10 yorum:

NeaL-o dedi ki...

kardeşim hafıza dediğin şey önüne geleni kaydettiği için ancak kendin kurtarabilirsin kendini. yoksa deliliğe kadar varır iş. Delirmemenin iki yolu vardır : Ya unutacaksın ya affedeceksin.

SE7IN dedi ki...

ya kizgin ya da kirgin degilsen n'olacak? yani affedecek bir sey yoksa ama unutmayi da basaramiyorsan? ben hafizanin aci vermesinden sikayetci degilim, ben hafizanin yogunlugundan sikayetciyim... =)
bu arada bu soylediklerini sen uygulayabilir misin? =)

NeaL-o dedi ki...

unutmayı tamamen değilse de kısmen başarıyorsundur. ilk seferki kadar canın yanıyorsa hala, gidişat kötüdür. ben her ikisinden de şikayetçiyim.

uygulamak için büyük çaba sarfediyorum, kısmen de ytapabiliyor olsam iyi sonuçlar alıyorum şimdilik :)

SE7IN dedi ki...

ne diyim neal ya, ne diyim?

hani boyle bazen tirnagini cok derin kesersin ya dibi minicik kanar. sonra bir iki gun ne zaman elin asitli ya da alkollu bir seye degse ufak ufak canin yanar. iste hayatin ozeti bu bence... derin kesilmis tirnak yarasi...

NeaL-o dedi ki...

hmm sürtünme yarası için öyle diyorum ben, kışın çok sürterim elimi bir yerlere farketmeden çizilir, sonra sabun bir dokanır tıssssssssssssssss!!!!!!!!!

SE7IN dedi ki...

ahanda buyrunuz bir yigit ozgur daha diyorum size: surunme yarasi olsun onun adi bundan sonra, hem de alcaktan surunme yarasi...
hatta dur fona da bi sarki: ayaklar altindaaaa surruuunuyooruuuummm (cikciki cikciki)

NeaL-o dedi ki...

sürünüp gitme tadında hayat!

(yiğit özgür seni seviyorum!)

SE7IN dedi ki...

surunmezsen hayat hayat olur mu peki? ya da herkes hayatinin bir doneminde surunmez mi?

NeaL-o dedi ki...

yok hani "coca cola tadında hayat" babında öyle kendimce bir şey yazmaya çalıştım!

yahu yaşam standardı yüksek olan yerde intihar oranı neden çok? cevap basit: adam her şeye sahip, sorgulayacak hiçbir şeyi kalmamış, sorgulanmayan hayat yaşamaya değer mi?

hoş biraz düz mantık oluyor farkındayım kendi öz manyaklıklarıyla da alakalı bu durum ama isin felsefik boyutunda durum böyle.

SE7IN dedi ki...

ya bu yasam standardi ve intihar korelasyonunun yuksek olmasini ben hep rahatin batmasina baglamisimdir. farkindayim fazlasiyla anti-entellektuel, anti-felsefi falan oldu ama dusunsek altini doldurabiliriz gibime geliyor bu iddianin. gerci simdi bakinca ikisi ayni kapiya cikti sanirim. yani benim de rahatin batmasindan kastim biraz bu sorgulanacak sey yoksunlugu. daha dogrusu sorgulanacak degil de kendine dert edinecek seylerin yoksunlugu. gecim derdi yok, yasamsal ihtiyaclarini karsilamaya dair kaygilarin yok. o zaman daha derin mevzular icinde kaybolma ihtimalin yukseliyor. varliginin anlamini sorgulamak karnin acken pek mumkun degil ya hani... derin konularda sordugun sorulara cevap bulamadiginda da depresyona surukleniyorsun bi sekilde. sonuc? kisiden kisiye degisir tabii ama bizim sonucumuz zaten belliydi.
tumdengelip tumevardim aferin bana =)