1 Aralık 2006 Cuma

msg

odada televizyonum olmadigi icin (ki guya alacaktim bir tane de yilan hikayesine dondu o hikaye) nerede olsa televizyon izliyorum artik. buldugum yerde gozumu alamaz oldum o ekrandan. hele ki plazma falan denk geldiyse artik ooohhh degmeyin keyfime. yenice'de izliyorum, cafe bu'da izliyorum, esin dostun evine gidince izliyorum... falan da filan. telesafir denen sey 80'lerle birlikte kaybolmadi yani hala yasiyor o insanlar ve aramizdalar. schlotszky's (vallahi tek seferde yazdim kelimeyi) de guzel plazmasi ve basarili kanal secimiyle (gunduz saatlerinde ntv, aksam saatlerinde cnbc-e) seyredilesi televizyonlardan bir tanesini sunuyor. ornegin bundan 5 saat kadar once the simpsons izledik orada. itchy and scratcy'i izliyordu bart ve lisa yine ve biz ayni bart ve lisa gibi oturduk o en dipteki kanepeye, en depresif halimizle ne hikmetse bu bolumde depresyonda olan o ikisinin depresyonlariyla dalga gecerek izledik televizyonu. cizgi film izleyen cizgi film karakterlerini izleyen cizgi film karakterleri... itchy yine her zamanki gibi scratchy'e yapmadigi zulmu birakmadi. kendisini kesip dograyip bir tencere yemek haline bile getirdi. uzerine de bir teneke kutudan msg doktu yemegi pisirirken. peki neydi bu msg neydi neydi neydi? mesaj dedik once ama... yok yahu mesaj konur mu yemege? eger mesaj kaygin varsa konur tabi de... (iyyy neyse...) larry page ve sergey brin diye iki adam var ya hani. iste onlarin sayesinde ogrendik ki msg monosodyum glutamat'in kisaltmasiymis meger. ne gecti elimize koskoca bir hicten baska? (bu arada itiraf etmeden duramam: adamlarin adini da ayni sekilde ele gecirdim az evvel)

cok merak ettigimiz seyleri arayip bulmanin faydasi ne bize? tatmin bile etmiyor insani bir yerden sonra. ac bilgisayari iki tikla iste dunya parmaklarinin ucunda (senin yerin burasi senin yerin burasi) so what? adini bilmeden sevdigimiz sarkilari arayip buluyoruz, indiriyoruz, dinliyoruz ayni vasitayla. ama o eski tadi kalmiyor artik bir yerden sonra. "neydi bu ya neydi neydi neydi?" diye dusunurken aldigimiz tadi alamiyoruz bir kez daha. ya da ben pis bir genellemeci oldum yine, kendi tuhafliklarimi saga sola saciyorum mutemadiyen... (take the plan and spin it side ways) "magaralarimiza donelim" derken hakli miydi neal yoksa? merakin heyecani kalmadi artik, beklemenin heyecani kalmadi. fast-food kulturu demekten nefret ediyorum, ertugrul ozkok gibi hissettiriyor kendimi bana... ama fast-life kulturu diye de bir laf henuz cikmadi ki ortaya... (belki de tam da su an cikti) (kendime not: dil ve dusunce iliskisine dair dusunulecek ve yazilacak)

gelirken yolda sunu dusundum: nispetiye caddesi yurdum insanin cok cok cok buyuk bir yuzdesinin pazar keyfi vb. magazin programlariyla tanidigi bir yer ve ben her gun evime gitmek icin bunun uzerinden geciyorum. istanbul'un bagdat caddesiyle birlikte en hareketli iki caddesinden biri sanirim. isil isil, gecenin ucunde bile... her yer acik, ortalikta binbir turlu insanlar, insanciklar... (oha o ne?) her gun bu yolu tepen bunca insan bir kere dusundu mu hic buranin adi neden nispetiye? en "benim" dedigimiz seylerin bile bizim olmadigi bir hayatta hangi nispette iyesiyiz ki bu gokten inme, 15 yasindaki yildiz kumesinin? ya da kimin kime nispet yapmaya yeri var eger hepimiz kaybedenler kumesinin bir uyesiysek bu nispetiye denen canina yandigimin (peeehhhh fazla turk filmi izliyorum sanirim ben) caddeciginde?

HALAS

8 yorum:

NeaL-o dedi ki...

ya ben o yazıyı yazdım, hala çürütecek bir şey bulamıyorum ama, aman ha sakın ha! o genel gidişata bakılıp sorgulanınca ortaya çıkan genel bir umutsuzluk halidir ve umutsuzluk bize göre değil.

bu arada lisede uğur diye bir arkadaşım vardı gitar çalardı. hiç unutmam bir keresinde bütün bir teneffüs bir şarkıyı hatırlamaya çalışmıştık, o zaman internet "vardı ama evdeydi"! , ölüyoruz ama hatırlayamıyoruz bir türlü! kimya dersindeyiz (radyo tv sinema okuyan biri nasıl kimya dersi aldı, cevap: bir yıl fen matematik okuyarak!) hoca anlattıkça anlatıyor, zaman geçiyor uğur çaprazda beş sıra öteden dönüp bana soran gözlerle bakıyor, ikimizin de bileşiklerin yazılışı umrumuzda değildi. o an tek bir şey vardı aklımızda: NEYDİ LAN O ŞARKININ ADI?!

hoca, arkadaşlar bu önemli diyip önemli şeyi anlatırken uğur tam ortasında BULDUM! diye bağırmıştı. sınıfta kimse anlayamamıştı ama mesajı almıştım! hatırlamaya çalıştığımız şarkı da bir şeye benzese, sugarbabes- run for cover !

şimdi aynı şey mert'le başıma geliyor, üniversitede bile peşimi bırakmadı bu olay, aşırı yüklemeden unutuyorum birçok şeyi. sinema meraklılarıyız, her gün en azından bir kez kriz halinde "ULAAAN ULAAAN HANGİ FİLMDE OYNUYORDU BU?" "ADI NEYDİ?" "FİLMİN YÖNETMENİ KİMDİİİİ!!!!" ders biter eğer sinema dersiyse "HOCAAAM BİR ŞEY SORACAĞIZ!" zannedersin birisi kalp krizi geçirdi.

download merakı öldürüyor kesinlikle. ama bilgisayardan uzaksan tadını alabiliyorsun hala. o ölmedi. bu yüzden inatla yeni telefon almıyorum, içinde her halt olan şeyi ben ne yapayım ya?!

(çok uzun oldu kusura bakma!)

SE7IN dedi ki...

(diledigin kadar uzun yazabilirsin mutlu oluyorum okurken)

ya bizim de pamir'le vardir o olayimiz ki bir arada olmamiza bile gerek yok. boyle gecenin bir bucugunda "ya kanka bu gamali hacin orijinal adi neydi, nekahat donemi ne demek sen bilirsin, fransizca angarya neydi?" gibi abuk sabuk seyler icin birbirimize telefon ettigimizi biliyorum ben ya...

allahim hakikaten bir kizla bu kadar ortak nokta??? korkutmaya basladin nil beni... =)

Adsız dedi ki...

sakin olalım derin nefes alalım, belki ortak olmayan bir şeyler bulabiliriz, korkmaya gerek yok! bugün de 2046'daki başrol oyuncusunu hatırlayamadık, ders arasında 4 kat aşağıdaki bilgisayar laboratuarına indim. bi imdb çaktım rahatladım :D

SE7IN dedi ki...

hehehe... ya peki internet olmadan once ve hatta google olmadan once insanlar nasil yasiyormus yaa??

NeaL-o dedi ki...

vallahi bilmiyorum, sinemaseverler için müthiş bir kaynak olduğu kesin, çünkü kütüphanede 2046'yla ilgili bir şey bulamazsın, yine "var ama evde" sinema dergilerine bakman gerekir, onda da bulursan !

işte kafa patlatmanın zevki orda, sırf bazen o hissi yaşayabileyim diye inatla inmiyorum laboratuvara, çok güzelmiş, mazoşizm mi dersin artık...

SE7IN dedi ki...

ya sadece sinema da degil ki yani sen kendi alanin o oldugu icin o konuda deneyimlisin tabi ki de... ben de kendi odevlerimi falan dusunuyorum. hayir kutuphanedir, kitaptir bir yere kadar yani sinema konusunda kaynak bulunmaz kutuphanede, ama atiyorum yapisalci marksizme dair bulunan kaynaklar da kisitli oluyor. 4-5 tane kitap var. halbuki internet oyle mi? canim google'im benim.
bu arada last.fm'e gelsene niiilll =)))

NeaL-o dedi ki...

hehehe herkesin derdi başka tabi !

haklısın, doğru söylüyorsun.

last fm kullanıyorum psychohol olarak =) sen ne olarak? ekliyim seni? hoş pek kullanamıyorum bu ara o yüzden komşunun radyosunda iş yok =)

SE7IN dedi ki...

pofuduk olarak kullaniyorum ben de... ah bi de nick degistirme fasilitesi yapsalar o last.fm'e =(