29 Aralık 2006 Cuma

hayirli yolculuk

yurdum insaniyla her daim hasir nesir olma firsatini yakalayamayanlar icin sehirlerarasi otobus yolculuklari bulunmaz firsat. sosyoloji mi desem, antropoloji mi desem, folklor mu desem, filoloji mi desem artik bilemiyorum da her turlu toplumsal incelemeye konu olabilecek malzeme mevcut oluyor elde.

bir kere yogun ic goc dolayisiyla artik yerlesimin ne kadar cesitli, belli bir yorede yasayan insanlarin ozellikle eskiye oranla ne kadar heterojen oldugunu gormek mumkun. turkce’nin her turlu aksan farkini, eger ki biraz da hassas bir kulaginiz varsa, ayirt etmemek elde degil. binbir turlu galat-i meshur duyuyorsunuz ki zaten yurdum trakya’si bu konuda her zaman zengindi (ben hep o cografyada yolculuk ettigimden buralari yakinen inceleyebiliyorum sadece maalesef). istanbul’da kadikoyu’nde oturup otobusten tekirdagi’nda inecek o kadar cok teyze var ki mesela. sonra bir de bu hayirli yolculuk mevzuu var. ben turkiye’de baska hicbir yerde biri yola cikarken “hayirli yolculuk” dendigini duymadim; “hayirli yolculuklar”dir o laf. ama canakkale de dahil olmak uzere yurdum trakyalisi sondaki cogulu atiyor genellikle.

dildeki cesitlilik olayin en onemsiz boyutu ama. insanlarda gun gectikce bir hemsehricilik, bir bizim orasi sizin burasicilik turemis. cemaat temelli sosyal aglar zaten yaygindir bizimki gibi toplumlarda (genellemeyi genellemek) lakin olay birbirine komsu iki koyun yerlilerinin birbirini otekilestirmesine kadar varmis. sarikavaklilar caliskan insanlar olurmus ama huylari pismis, cunku pomak’mis onlar; ona karsin yuruyerek 10 dakika mesafede yasayan guldurdere insani hic oyle olmazmis. tembelmisler belki biraz ama sozlerine guvenilir insanlarmis onlar, cunku macir kokenliymisler. (macir “muhacir” kelimesinin muhacir agzinda evrilmis hali oluyor. trakya’da yasayan butun balkan gocmenleri icin kullanilabilecek bir kelime aslinda. ama sanirim ozellikle selanik vb yunanistan sehirlerinden gelenler icin kullaniliyor.)

bir baska detay da cografi konum ve o bolgenin tarihinin insanlarin nufus cuzdanlari uzerindeki etkisi. “bu ne manasiz laf” diyenlere aciklayalim: soyle ki insanlar cocuklarina mutemadiyen yasadiklari yerdeki yuzey sekillerinden cagrisim yapan ya da oranin tarihte oynadigi rolle ilgili isimler veriyorlar. kumral ada~mavi tuna’yi okuyanlar hatirlayacaklardir cocuklarin adlari aras ve tuna anne ve babalarinin asil memleketlerinin buyuk irmaklarina gondermelerle konmus isimlerdi. “ha bu romandir, kurguyu guclendirmek icin ozellikle secilmistir” diyenlere bizden bir aniyi aktarmak gerekirse yazin en yaz oldugu gunlerde bozcaada’ya (muhtemelen buyukada ya da heybeliada’da da benzer durumlar yasanabilir) gider de sahilde guneslenirken etrafinizdaki cocuklu ailelere biraz kulak kabartirsaniz kulaginiza calinan isimler su sirayla gidiyor: ada, ege, deniz,... 3 saat guneslenip 3 tane ada isimli cocuk gordugumu biliyorum ben ki cok da yaygin bir isim degildi ada son zamanlara kadar buralarda. yok bu da mi kesmedi? o zaman olaya bir de bu acidan bakmaya ne dersiniz? bursa civarinda dogan cocuklarin ne kadar buyuk bir kisminin adinin orhan, nilufer, ertugrul (elimde ampirik kanit da var iste kardesim, buradan el salliyorum kendisine) olduguna dikkat buyrunuz efendim. insanlar ne hikmetse cocuklarinin nereli oldugunu, “ozunu” unutmasina engel olmak icin omrunun sonuna kadar kendisiyle beraber tasiyacagi izler birakiyorlar uzerlerinde. bir yere gittiginizde sadece insanlar degil isimler de orali oluyor bir zamandan sonra. ve farkindaysaniz ideolojik, etnik ya da dini gerekcelerle konan isimlere hic girmiyorum bile bu yazida (ornek: hasan, huseyin, ali, devrim, deniz, alparslan, hilal vs)

yolculuklarin insana ogrettigi baska bir sey de hepimizin akli dengesinin yavas yavas sarsilmaya basladigi sanirim. herkes deli artik bu memlekette yani daha duz bir tabirle soylersek. bizim delilerin deliligi de bir tuhaf. herkesin cenesine vurmus artik. arkanizda outran ve 4 saat boyunca mola disinda susmadan sagindaki, solundaki, onundeki (ben degilim benim yanimdaki teyze) ve arkasindakiyle durmaksizin konusan, ilkokula giden oglunun sinif annesinden baslayip dogumda yasadigi zorluklara oradan da mahallesinde yasayan kurtlere gecebilen insanlar var artik aramizda. konuyu “su cilgin turkler” ve “survivor turkiye vs. yunanistan” sosuna bulayip, ataturk milliyetciligi ve turban karsitligi temalariyla susleyip en sonunda irkciliga varacak kadar memleketcilik yapabiliyoruz artik (su yukarida bahsi gecen komsu koyler meselesi). hem de hic tanimadigimiz insanlara anlatabiliyoruz en tehlikeli, en mahrem, en bize kalmasi gereken detaylarini hayatimizin.

son olarak, ki bu gozlemi her yerde yapmak mumkun, insanlar son hizla ve mutemadiyen uremekteler yurdumuzda lakin dogurduklara cocuklara hic ama hic kiymet vermemekteler. masraf olmasin diye cocuklari icin ayri otobus bileti almayip evlatlarini siginti gibi o bos koltuk senin bu bos koltuk benim dolastirmakta ve tamamen sorumsuz bir sekilde cocuklarinin emniyet kemerini bile baglamamaktalar. cevahir’de merdiven bosluguna dusup hayatini kaybeden cocuklar icin hepimiz uzulup, hepimiz cevahir yonetimini sucladik, ihmalkarligin faturasini onlara cikardik. pekiyi ya o merdivenlerde cocugunun elinden bile tutmayip onlari saga sola salan ebeveynleri neden hicbirimiz gormuyoruz? her zamanki “hirsizin hic mi sucu yok” tavrimla yaklasacagim yine konuya ama hal boyle. cocuk dogurup “ciciiii ciciiii” diye sevmek cok kolay geliyor insanlara. ah bir de sorumlulugunu alsaniz o cocuklarin.

bir otobus yolculugu boyle gecti boyle bitti. tekerlek ustunde gelen ilhami kacirmamiza engel olan teknolojiye tesekkurler…

2 yorum:

narsis dedi ki...

artan deli populasyonuna diyecek lafım yok, benim de aklıma her seferinde metroda yürürken geliyor: Birkaç sene önce de bu akdar deli var mıydı?

Var mıydı ciden, hani ufacıktım küçücüktüm dikkat etmiyordum - mu acaba?

Mutlaka biri üstüme yürüyor, hayır ben de farklı davranmıyorum; sırıta sırıta bööööğğğ yapıyorum mesela. Mutlaka birileri yerlerde sürünüyor oluyor, kendi kendine oldukca yüksek sesle bir seyler söyleyip gülüyor oluyor vs vs...

Oooh dünyaca deliriyoruz...


------------------------------
Cevahir'de olanı ebeveynlerin ihmalkarlıgı ile acıklamak biraz abes olur. Bir çocuğu sen asla elini bırakmadan dolaştıramazsın/dolaştırmamalısın. Büyümesi için özgürlük gerekir, sen bunu yapabilirsin'i duyması gerekir. Yok tamam oraya (her yere) salan ve mevlamın kayırmasını bekleyenlere degil bu lafım.
Benim lafım standartların altında merdiven kullanıp sonra yüzsüzlük yapılmasına.

Yani asıl hırsız Cevahir; kapıyı açık bırakan aileler. -Kronolojik açıdan değil belki, ama sıralama tek bu şekilde yapılmıyor malum.

SE7IN dedi ki...

ya cevahir'in terbiyesizligini ve yuzsuzlugunu tabii ki ben de hosgormuyorum. burasi sirk degil gibi bir laf kimseye soylenmemeli soylenmez de. ama tam da bu mevlam kayira mantigiyla colugunu cocugunu cayira salanlarin da vah vah tuh tuh etmeye hakki yok bence. tabii ki cocugun kendine guvenini kazanabilmesi icin hak ettigi sorumlulugu verelim vermeliyiz de; lakin 17 tane cocugu boy boy dogurup sokaga salmak da benim icin biraz fazla oluyor.